Bugüne kadar yalnız yazı dilinin yanlış anlamaya, yanlış
anlaşılmaya müsait olduğunu düşünürdüm. "Oku da baban
gibi, eşek olma" ve "Oku da, baban gibi eşek olma misali".
Artık konuşmanın da böyle olduğuna inanıyorum. Ağzınızdan
çıkan her sözcük bir çok anlama gelebilir. Samimi olduğunuz,
içinizi dışınızı herşeyi bilen biriyse problem olmuyor da az
konuştuğunuz ya da hiç konuşmadığınız ama çok değer verdiğiniz
biriyse karşınızdaki ses tonu, sözcükler, anlamlar farklı sinyaller
verebiliyor size.
Benim hayatımda beyazlar ve siyahlar vardır. Gri yoktur mesela,
nötrdür onlar benim için. Beni yalnızca sevdiklerimin, değer
verdiklerimin yanlış anlaması ya da aynı değeri vermemesi üzer.
Yoksa o bunu demiş, bu bunu düşünmüş hakkımda hiç umursamam.
Kendi doğrularıma göre sürdürürüm yaşamımı ve kimsenin nasıl
yaşadığıyla, ne yaptığıyla da ilgilenmem.
Herşeyi problem eden, en ufak bir sorunda bozguna uğrayan, yıkılan
bir tip olmadım hiç. Her zaman herşeyin üstesinden gelmesini bildim
ve hep sağlam, dimdik durdum. Yaşamımdan çıkarttıklarım oldu arada.
Çok sevdiğim, değer verdiğim ama ilişkimize yeteri kadar özen
göstermeyenler oldu. Kendi ailemden, canımdan kanımdan kimseler de
var içinde, arkadaşım da var. Ben çok özen gösteririm sevdiklerime.
Kırmamaya, incitmemeye çalışırım. Ama bir kez kırıldım mı bir daha
toparlayamam kendimi. Bir süre sürekli bunu düşünür, üzülür ama sonra
çizgimi çekerim hemen. Ve bir daha dönüşü olmaz.
Otuzlu yaşlardan sonra böyle oldum ben. Önceden daha yumuşak, daha
anlayışlı biriydim. İnsan yaşayarak öğreniyor herşeyi. Sevmediğime
mesafeli davranırım, konuşmam, bilsin isterim ondan hoşlanmadığımı.
Yapmacık, yalancı, geveze, kibirli insanları sevmem bir de hayvanları
sevmeyenleri. Sevdiklerimle de mutluluğu, üzüntüyü, derdi, herşeyi
paylaşmak isterim. Ama aynı özeni karşı tarafın da göstermesini
beklerim. Herkesten aynı hassasiyeti bekleyemezsin ama.
Bazen sevgiler bile çok gelebiliyor insanlara...